7/2/2008 ·
GEÇMİŞTEN GELECEĞE KÖPRÜ OLUŞTURAN KÜLTÜR GELENEĞİMİZ
Bilindiği gibi toplumların ayakta kalmasında kültürlerin yeri ve önemi büyüktür. Kültürleri oluşturan önemli unsurların başında ise gelenek ve görenekler gelmektedir. Toplumlar gelenek ve göreneklerini yaşatabildikleri, tek yürek, tek yumruk olabildikleri zaman benliklerini korurlar. Hele hele bizler gibi taşrada yaşayanlar için bu değerler daha bir önem taşımaktadır. Onun için atalarımızdan yüzlerce yıl öncelerden emanet aldığımız gelenek ve göreneklerimizi, kültürümüzü yaşatmaya ve yine gelecek kuşaklara aynen, yabancılaştırmadan aktarmaya mecburuz. Aksi takdirde tarih sayfalarından silinmeye mahkum oluruz.Gelenek, geçmiş kuşaklardan günümüze kadar gelmiş, yaşatıldığı toplum bireyleri arasında kuvvetli bir bağ oluşturmuş veya o toplulukta eskiden kalmış olmaları sebebiyle saygı duyulup kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel bir harekettir. İnsanların bir araya gelmesinden toplum oluşur, toplumun temelini aileler ve bireyler oluşturur, ailelerin bir arada huzur, güven ve mutluluk içinde varlıklarını sürdürebilmeleri için birbirlerinin haklarına riayet etmeleri ve birbirlerine saygı ve sevgi beslemelerinden geçer. İnsanlar bir arada yaşamaya başladıktan beri kendi aralarında da yaşı kolaylaştıran, beşeri ilişkileri düzenleyen, huzur ve sükunu sağlayan kurallar oluşturdu. Bu kurallar neler; gelenek ve görenekler, örf ve adetler, dinsel (manevi) kurallar ile güçlü kişilerin egemenliği yönünde alınan despot kararlar. Bu doğrultuda bütün güzellikleri bir arada tutarak, köyümüzde öteden beri var olan gelenek ve göreneklerimizin bu güne kadar bir kimsi kesintiye uğramadan süre gelmiştir, bir kısmi ise zaman içinde erozyona uğrayarak, günün koşullarına ayak uydurarak ve bir değişim sürecinde süzgeçten geçerek günümüze kadar ulaşmıştır ve hala bazı geleneklerimiz ise başka kültürlerin etkisinde kalarak değişim surecindedir. Bu bağlamda; halkımızın örf ve adetleri ile folklorik yapısının kapsadığı sınırlar içinde olduğu kadar yöremize mahsus kültürel yapı, halkın sosyal yapısı, manevi değerleri ve halkın sosyolojik geçmişi ile de yakından ilgili bir konudur. Bir yerin folklorik yapısında doku görevi gören gelenekler, örf ve adetler, bir arada yaşayan halkın tarihi, etnik yapası, sosyal ve kültürel yapısı, dinî hayatı, ekonomisi, ziraatı, tarımı, sanatla olan bağlantısı dikkate alınmadan incelenemez, yani bunlar olmadan gelenekler oluşmaz. Geleneklerin oluşması bir birikimin neticesidir, öyle kolay meydana gelmezler.
GENELLİKLE KÖYÜMÜZDE VAR OLAN GELENEKLERİMİZ
1-Düğünler-Evlenmeler
2- Yaylacılık
3-İrgatlüklar
4-Barakatlar
5-Ocak başı (Baragami), Bege sohbetleri
6-Dini Bayramlar
7-İcazet Merasimleri
8-Misafir Karşılama
9-Mevlit Törenleri
10-Mutfak Kültürü
11-Diğer Adetler
1-DÜĞÜNLER - EVLENMELER
Yöremizde evlilikler:
1-Görücü usulü, 2-Kız ve erkek birbirlerini severek, 3-Eğer iki tarafta birbirini sever, büyükler rıza göstermezse “uyma” dedikleri kız bohçasını alır, oğlanla kaçar. Sonra aileler arası uzlaşma olur. 4-Erkek sever, kız sevmez ve istemezse yada kız bir şey demeyip büyüklerinin etkisinde kalırsa, yanı kız tarafı veya Oğlan tarafının evliliğe karşı çıkması durumunda “çekme” dedikleri kız kaçırma ile evlilikler gerçekleşir. Kız kaçırmalar çoğu kez mahkeme konusu olur. Aileler arası bazı tatsızlıklar yaşanır. Asırlardır köyümüzde evlenmeler bu maddelerin birine göre gerçekleşir. Bu doğrultuda büyüklerimiz bizlere anlatırlar evlenme karşılığı süt hakki veya başlık parası olarak ne verildi diye; alınan cevaplar gerçekten çok ilginçtir, bir lahuri kuşak, beşi bir yerde altın, iki üç peştamal, küçük bir tarla parçası, goruktan iki üç ağaç veya ahırdan iki üç buzak ile bazı büyük baş hayvan karşılığı gibi haklar erkek tarafından kız tarafına sunulurdu, bu çerçevede anlaşma sağlama zemini oluşturulurdu. Köyde çok ilginç bir olaya tanık oldum anlatmadan geçemeyeceğim isim bahsetmiyorum; olay şu idi enişte kayın bir konu üzerinde tartışmaya başlarlar konu derinleşir adam kaynına dönerek şunu der Abulanı iki SİĞİRA karşı aldım getir benim sığırlarımı al ür Ablanı der ve olay uzar……..sonu hiçte iyi değildi……bu tabi ciddi fakat bir esprili konusu olduğu için aktardım. Bu arada evliliklerdeki süreçler şu şekilde devam eder; Görücü usulü ile evlenme yöremizin en fazla rağbet gördüğü bir evlenme usulüdür. Eskiden oğlan tarafı kız tarafına başlık parası verirdi. Bu konuda ve altın takı (beşi bir arada, tekli altın sayılar üzerinde) ve sair eşya veya yukarıda anlattığımız mallar konusunda aileler arası sıkı pazarlıklar olur, anlaşma olmazsa iş bozulurdu. Şimdi bu tutumlar hemen hemen ortadan kalkmış sayılır. Ancak süt hakkı diye bir para oğlan tarafı kızın anne-babasına verir. Bunda pek ihtilaflar yaşanmaz. Diğer yandan köyden ayrılıp taşraya yerleşenler genellikle başka yöre insanlarıyla kaynaşıp karma bir çağdaş ve ortak kültür niteliğinde örf ve adet geleneğine uygun evlilik yapılıyor. Düğünlerde davet olunan davetlilere yemek ikram edilir, ziyafetler çekilir. Eski düğünler yöremizde çok şaşaalı geçer, düğüne bir iki gün kala uzaktaki davetliler ve seyir yapmak için yörenin ünlü atışmacıları, türkücüleri, kaval ve kemençe ustaları çağrılır, atışmalar yapılır, kızlı erkekli horonlar oynanır, havaya silahlar boşaltılır, bombalar patlatılır, öyleki OF boğazında gürültüden durulmazdı, karşı beride düğün yankılarını gösterirdi, tabi bu gösterilerin sonunda istenmeyen bazı üzücü olaylarda meydana gelmekte idi. Şimdi düğünlerin o eski görkemi kalmadı. Ama yine de düğün merasimlerine özen gösterilmekte çeş çeş yemekler oğlan evinde pişirilip davetlilere sunulmakta, mevlit okutulmakta ve genellikle dini konuşma ile sohbetler yapılmaktadır. Mevlit töreninden sonra davetliler topluca oğlan evinden kız evine gelin almaya gider. Gelini alıp geldikten sonra mutlaka şahitler huzurunda evlenen çiftin dini nikahı yapılır, dualar okunur. Tabii bu dini nikahtan önce resmi nikah işlemleri bitirilmiş olur. Düğünden bir hafta sonra, yöremizdeki geleneğe göre evlenen oğlan “ENİŞTE” baklavalarla kız evine, büyüklerin elini öpmeye “YEDİYE” gider. Eskiden bu “YEDİYE” lerde de büyük seyirler, atışmalar, horon ve şenlikler olurdu. Şimdi yediler daha sade ve sessiz geçmektedir.Sünnet düğünleri yöremizde pek adet değildir.. Sünnet işlemini yapacak doktor veya sağlıkçı eve davet edilerek evin çocuğu sünnet edilir. Sünnet için ayrı bir tören ve şölen yapılmaz.Sünnetler genellikle yaz aylarında yaylalarda olurdu. Bu günkü gibi doktorlar nezaretinde değil genellikle askerliğini SİHHİYE yapanlar ile BERBER olan erkekler yapardı…..Yaylalarda ellerinde KARA BİR ÇANTA ile dolaşarak sünnet olacak çocukları sünnet ettirilerdi. Durumu çakan çocuk ile ebeveynleri arasında bir kovalamaca sürer sonunda çocuk pes eder ve ERKEKLİĞE ilk adımı atma mutluluğuna ulaşırdı.
2- YAYLACILIK
Yaylacılık yöremizin tarihin derinliklerinden gelen bu günde kısmende olsa bazı aileler tarafından devam ettirilen geleneklerimizdendir. Köyümüz nüfusunun kalabalık ve ailelerin farklılıklar arzetmesi nedeniyle beş ayrı yaylada ikamet etme imkanı bulunuyor. Hanırmak, Sarıgaya, Sıcakoba, Vartan ve Cerah yaylaları olmak üzere Merkezi yer olarak ta SULTANMURAT yer almaktadır. Sultanmurat yaylası çarşısıyla ve Modern Otelleriyle gelen misafirlere hizmet sunuyor. Yaylacılık genellikle Mayıs ayının ortası veya sonunda köylüce karar alınarak hep birlikte yaylalara çıkılır. Eskiden yaylalara çıkılırken, beraberlerinde kullanacak ve faydalanacak eşyalarını da yanlarına alarak yük hayvanlarına (Eşek, At ve Katır) yükleyerek veya kadınların sırtlarında taşınırdı, günümüzde ise Kamyonlarla yaylalara intikal ettiriliyor. Geçmişte yaylalara çıkılırken herkes beraberinde yaylada faydalanacağı hayvanlarıda beraberinde ürür ve yol boyunca belirli konaklama yerlerinde eğlenceler düzenlenir ve şenlikler yapılırdı. Bu şenlikler Aymeydani ile Çatma yollarını arkasındaki horon düzi, ilk yayla olan Hanırmakta Hoşefterler ve ileride Sarıgaya, Vartan ve Sıcakoba arasındaki sıcak sular denen yer , diğer bir ifadeyle ssesligayalar ile Sultanmurat arasındaki düz arazı buralarda eğlenceler düzenlenirdi bu gün ise bunlar artık yok, o güzellikler artık geçmişte büyüklerimizin belleklerinde kalmıştır. Yayla evleri genellikle Çatılarının ince tahta yanı Hartoma ve evlerinde ahşap olması nedeniyle doğada hoş bir görüntü oluşturuyordu, bu güzelliklerde günümüzde yerini beton arme binalara bıraktı. Yaylacılıkta genellikle yazın sıcağından kurtulmak yüksek yerler olan yaylalarda serinlemek ile hayvanlardan elde edilen kışlık yağ, peynir, süt ve yoğurt gibi ihtiyaçlarıda burada hazırlanır idi. Bu işler için yayla evlerindeki HANEGA denilen bölmeler çok özellik arzederdi.Hayvanların kışlık yıyeceklerıde yaylalarda hazırlanır ve köydeki evlere Annelerimiz ve kız kardeşlerimizin sırtlarında taşınırdı. Artık bu anılarda kalan yaylacılıktan eser kalmamıştır. Bu gün ise yaylacılık genellikle taşrada yaşayanlar için, modern araçlar la gelinip piknik alanları ve eğlence ortamı olarak kullanılan yerler olarak belleklerimizde yer almaya devam ediyor. Ayrıca yaylalarda gençler arasında yaygın olarak çeliga, fidefter, zoğoyir, birdirbir, ebeleme-sobeleme ve uzun eşek gibi oyunlar oynanırdı bu gün hala bir kimsi oynanmaktadır……Yaylalara uzanan uzun yolda ilk verilecek mola yeri ve alış-veriş yapılacak olan yer ise Hanırmak yaylasının hanırmak taşlarından sonraki düzlükteki HANLAR mevkiidir. Burası şu an mazisini arar gibi hüzünlü bir süzülüş arz etmektedir. Yayla yolculuğunda araçlarla olsun hayvan veya yaya olarak olsun ilk çarşı olarak alış verişin yapıldığı Dükkan ve sıcak çayın içildiği, soğuksuyu ile abdest alınıp namazların kılındığı, koyu sohbetlerin yapıldığı, yorgunlukların atıldığı bir yerdir. Kahvehanesi eskiden sabahlara kadar açık olur herkesin ısınıp sohbet ettiği oyun oynandığı bir yer olup bir çok orta yaşlı kişilerin belleklerinde yer eden bir mekan olarak hatıralarda kalmakta olup adeta geçmiş yılların yorgunluğuna direnerek ayakta kalmanın sevincini yoldan gelip geçenlere adeta boynu bükük hüzünle bakmaktadır. Burada hizmet verenlerin bir çoğu hakkin rahmetine kavuşmuştur Allahtan rahmet diliyorum, sağ olanlara da sağlık ve sıhhat içinde uzun ömürler diliyorum.
3-İMECELER – IRGATLUKLAR
Köyümüz halkı yardımlaşmayı, bölüşüp paylaşmayı çok sever. Bu imeceler yardımlaşmayı ve dayanışmayı ifade eder. İmeceler (ırgatlıklar) köyümüz halkının sahip olduğu manevi değerler sonucunda oluşturduğu bir kültürdür. İmeceler, bir komşunun tarlasının toprağı aşağıdan yukarıya taşınacaksa, inşaat halindeki evinin malzemesi, inşaat mahalline nakledilecekse, inşaatın tablası dökülecekse, mısırı soyulacaksa, fındığı toplanacaksa, ayıklanacaksa, tarlası ekilip biçilecek, çayırları kesilip-toplanacaksa, çayı kırılacaksa çevresindeki köy veya mahalle halkının gençlerinin (kız-erkek) 15-20 kişilik gruplar halinde toplanıp bir araya gelmesiyle oluşur. Bu imeceler eskiden, yani 30-40 sene evveline kadar horonlu, seyirli, türkülü, kemençeli-kavallı oluyordu. İmecelerde yemek verme adeti devam etmektedir. Ne yazikki günümüzde bu adetlerin devam etmediği görülmektedir.
4-BARAKATLAR
Bu eğlence kültürümüzün bir parçası olup gelenek eskiden beri süre gelen gençler arasında yaygın olup topluca yapılan sohbet ve eğlencelere denir. Köyümüzdeki bir çok yuva kurmanın ilk kilometre taşları bu gelenekten geçmiştir. Bu sohbetlere yerel tabirle “BARAGAT” denmektedir. Yayla mevsiminde çayır biçmelerde, akşamları genç kız ve delikanlılar bir yayla evine toplanır, sohbet yapar. Tabii horon, seyir, türkü ve atmalarda eksik olmaz. Kaval ve kemençeler ile delikanlıların çalıp getirdikleri tavuk, patates ve hep birlikte yapmış oldukları baklava ve diğer yiyecekler bu barakatlara ayrı bir neşe ve canlılık katar. Birde kışın köylerde kar yağınca böyle barakat denilen sohbet toplantıları kızlı erkekli yapılır, deyip gülme, seyir ve horonla, kaval ve kemençe ile barakat sona erer. Şimdi bu barakatlar da maalesef azaldı ve hiç olmadığı da belirtilmektedir. Bu kültürün son bulmasının tek sorumluluğu YAYLACILIK geleneğinin sona ermiş olmasıdır.
5-OCAK BAŞI (BARAGAMİ - BEGE) SOHBETLERİ
Yöremizin eski köy evlerindeki odun ocakları (şimdi şömine dedikleri) etrafında begenin üstünde keçelerin ve kilimlerin üzerinde idare lambası (gazlı fener) veya şuşeli lamba ile aydınlanan ve köyün gençlerinin bir araya gelerek yiyip içip tatlı sohbetler yapmalarına, türküler, maniler söylemelerine, oyun aynamalarıyla böylece kış gecelerinin tadını çıkarmalarına “ocak başı sohbetleri” diğer bir deyimle “Bege Sohbetleri” denir. Bu sohbetlerin genellikle Belediye Başkanlığı seçimleri, Muhtar seçimleri ile Millet vekili seçimlerinin olduğu zamanlarda daha bir çok katılımcı arkadaşlarla yoğun olduğu gözlemlenir. Bu sohbetlerde de eskiden “E vay beni vay bana, Kül oldum yana yana” ile başlayan atışmalar, seyir ve horonlar da çok meşhurdu.
6-DİNİ BAYRAMLAR
Ramazan ve kurban bayramları dini bayramlarımızdır. Halkımız dini inançlara, dini adetlere ve teamüllere bağlı olduğu için, dini bayram geceleri neşe ve sevinç içinde arife gecesini karşılar, yıkanır, yatar; sabahleyin en iyi ve en yeni elbiselerini giyinir, güzel kokular sürünür ve erkenden camiye gider. Bayram namazını kılar, komşularla bayramlaşır,kabir ziyaretlerini yapar, ölülere Kuran ve Fatiha okur, büyüklerinin elini öper, bayramlaşmak için eve gelene bayram şekeri ve kahve ikram eder. Kolonya ve gülsuyu döker. Eğer kurban bayramı ise kurban kesme vecibesini yerine getirir. Et taksimini yapar, kurban etini çoluk çocuğu ile yer, kurban etinden komşulara ve ihtiyaçlı olanlara verir. Bu gün ise bu geleneklere farklı bir boyut eklenmiştir. Köy dışında yaşayanlar bayrama bir iki gün kala köye büyüklerini, eş ve dostlarını ziyarete gelerek hasret giderirler. Bir çok arkadaş bu vesile ile bir arada eski şaşaalı günleri hatırlayarak eski anıları yadederler ve köyde büyük bir coşku oluşur, çok uzun süre birbirini görmeyen arkadaşlar bu vesile ile buluşur.
7-İCAZET MERASİMLERİ
Bu merasimler hocalık ve hafızlık icazetleri olarak ikiye ayrılır. Bu merasimlere günümüzde “Diploma töreni” denmektedir. Eskiden medreselerde ve hafızlık kurumlarında senelerce dini ilimler tahsil edenlere ve Kur’an-ı Kerimi ezberleyenlere bu tahsillerini bitirdikleri zaman müderrisler ve hafızları yetiştiren hafızlık hocaları tarafından icazetname verilirdi. Toplu halde verilen bu icazetname işlemi, o havalinin bütün alimleri, müderrisleri, havalinin hafız yetiştiren hocaları ile çevredeki ünlü kişiler davet edilmek suretiyle tertip olunan merasim esnasında gerçekleştirilir, icazet alacak olanların yakınlarıyla, çevre halkı merasim yerinde büyük kalabalıklar oluştururdu. Merasimler, ilmi sohbetler, tartışmalar, vaazlar yapılır, Kur’an-ı Kerimin tamamı icazet alacak hafız adayları tarafından bölüşülerek güzel seslerle ve düzgün kıraatle okunurdu. Gelen misafirlere yemekler sunulur güzel bir şekilde ağırlanırlardı, bu gün ise bu tur törenlerin köyümüzde olmadığı bir gerçektir, bu kültür geleneğimizde üzülerek belirteyim ki sona ermiştir.
8-MİSAFİR KARŞILAMA
Eskiden köyümüzde misafir sevilir ve sayılırdı, konukseverlik önemli geleneklerimizden biriydi bu gün ise buda farklı bir seyirdedir. Köyümüzdeki eski evlerin hemen hepsinin “ÇORDAK” ismi verilin misafir odası vardır. Eve dışarıdan gelen misafirler, bu odalarda ağırlanır, misafire her şeyin en iyisi ikram edilir, en iyi yemek önüne getirilir, en iyi yatakta yatırılır, güler yüzle karşılanır, güler yüzle yolcu edilir. Ataköy lü (Şinekli) olarak iyi biliyoruz ki en büyük misafirperver insan Hz. Halil İbrahim Efendimizdi. Biz anamızdan, babamızdan, büyüklerimizden bu konuda şu iki şeyi öğrenmiştik çocukluğumuzda: 1-Misafir on getirir, birini ürür, dokuzunu geldiği evde bırakır. 2-Sofranda daima karnı aç misafirin olsun ki o sofradan, Allah’ın, Halil İbrahim (A.S.)’e verdiği bereketi hiç noksan olmasın. Bu bağlamda şunu anlatmadan geçemeyeceğim; 1970 ile 1980 yıllarda dışardan gelenler yanı Trabzon’dan, Of’dan veya Çaykara’dan yollarda köyün servisine binenlere sorulurdu kimin nesisin yabancı gözüktüğünden nereye gidiyorsun, nesin, kimlerdensin, kime gidiyorsun, kalacak yerin varmı ……..yardımcı olabılırmıyız diye sorulurdu ….bu gün ise üzülerek belirteyim arabaya binen taşradan gelen tanınmayan kişilere neliksin nere gidiyorsun diyen yok……bu konuda böyle biline…..
9-MEVLİT TÖRENLERİ
Köyümüzde de tarihin derinliklerinden süre gelen Mevlit okutma geleneği vardır. Büyük katilim ve coşku içerisinde okutulan ve Peygamber efendimizin aşığı Süleyman Çelebi’den ta Osmanlı’nın bütün dönemlerinde günümüze kadar mevlit okutma–mevlit töreni yapılmaktadır. Mevlit okumak ve okutmak ne farzdır ne sünnettir. Ama hayra peygamber efendimizi topluca anmaya Ona salat ve selam getirmeye, Kuran okumaya ve topluca dinlemeye ve neticede hoş bir manevi hava içinde vakit geçirmeye vesile olduğundan Allah Resulü (S.A.V.)’nun sevgisiyle gönülleri dolu olan Türk halkı gibi Köyümüz halkı da mevlide, Ölülerinin arkasından, düğünlerinde, nişanlarında, sünnetlerinde yer verir. Dünyadan göç eden yakınları için, hacca gidecek olanlar için ve bunlara benzer hayırlı işler için evinde, mahalle camisinde veya köyün Büyük Camisinde mevlit okutturur mevlitte topluca dualar yapılır, bu dualar elbette hayra vesiledir, bunun sonucunda mevlit şekeri, lokumu ve mevlit şerbeti ile katılımcılara gül suyu dökülür.
10-MUTFAK KÜLTÜRÜMÜZ
Köyümüzde var olan Mutfak kültürümüz, halkımızın beslenmesinde et, balık, mısır, fasulye ve kara lahana ana öğeleri oluşturur. Fındık, ceviz, kiraz, karayemiş, karaüzüm, elma, armut, muşmula, hurma (üvez) ve kivi ile Trabzon hurması gibi meyvelerin tüketimi yaygın olmasına rağmen, özellikle etin beslenmedeki yeri farklı bir ayrıcalıktır. Fasulye turşusu, fasulye çorbası, ilkbaharda ormanda kuytu yerlerde yetişen salot otundan yapılan turşu çok hoş kokulu ve lezzetlidir. Ayrıca yöremizde bazı sebze ve meyveler yazın kurutularak kişin harcanmak üzere depolanır. Fasulye, armut elma hoşafı, kabak gibi. Fasulye, kara ve beyaz lahana turşu ve salamuraları ile armutların küpteki salamurası kışın tüketilmesi başka bir önem arzeder. Bazı balıklar da tuzlanarak kıştan yaza saklanır. Lahana yemeği, sıcak mısır ekmeğinin içiyle tereyağı ve peynirle karıştırarak elde edilen çumur, guymak bununda çeşitleri var (Kaymak. gavrotto, sutlu, peynirli …..) muhlama, çırıkta, haşıl, gavut, gaygana, mısır ekmeği, yoğurt, mısır çorbası. Soğuk kış akşamlarında golıva ve kastanıga kabak felisi gibi yiyecekler mevcuttur.
11-DİĞER ÖRF VE ADETLERİMİZ
Köyümüzde yukarıda saydığım adet ve geleneklerden başka halkımızca benimsenmiş milli ve dini nitelikte birlikte yöresel öteden beri var olan ve halen devam eden bazı örf ve adetlerimiz de vardır. Mesela Hacca gidecek olanlarla Askere gidecek olanlar Türk Bayraklarıyla ve Tekbirlerle uğurlanır, bu arada bu vatandaşlara para ve çeşitli hediyeler verilerek çok görkemli kutlama ve uğurlamalar yapılır, silah ve bomba atılarak kutlamanın ihtişı ortaya çıkar. Bunun yanında yeni ölen bir kimse için yakınları mezarı başında 41 gün yasin okur veya okutturur, cenazelerde cenaze sahipleri tarafından katılanlara kibrit, sabun, el havlusu ve gazeteye sarılı bozuk para dağıtılırdı, bu günde kısmende olsa bu gelenek devam ediyor. Cuma akşamları evlerimizde ölülerimiz için yasin okunur. Bundan başka bazı memleketlerde olduğu gibi Köyümüzde de ölülerin arkasından tatlı ve helva pişirip dağıtma geleneklerimizin arasına girmeye başlamıştır. Ayrıca, köyümüzde büyüklerimize, köyün ileri gelenleri ile Öğretmenlere eskiden beri büyük bir saygı ve sevgi beslenir ve taktır edilirdi, bu gün ise üzülerek belirteyim bunlardan eser kalmadı gibi. Diğer taraftan Ramazan ayında Köyümüzde LEMALİDA bulunan kahvehanelere Akş ve Yatsı namazı arkasından Teravi namazından sonra gidilerek SAHURA kadar burada gençler ile büyükler eğlenerek ve sohbet ederek zamanlarını geçirirler, bazen çok tatlı sohbetlerin ve eğlencelerinde bugün aynen devam ettiği bilinmektedir. Kahvelerin sahurda dağıtıldıktan sonra eve giderken yollarda bir birlerine çeşitli oyunlar yaparak eve giderlerdi. Buna benzer adet ve gelenekler akla geldikçe çoğaltılabilir. Örnek olarak eski takvime göre Ocak 1 yanı Ocak ayının 13’ü akşı köyün gençleri bir program düzenleyerek üstlerine değişik kıyafetler giyerek evlerden çeşitli kışlık yiyecekler ( elma, armut, küpte suda armut, ceviz, fındık, hurma, kabak, kestane, mısır ve yumurta gibi…..vs ) toplayarak (galandarıs yaparak) kendi aralarında eğlence düzenleyerek bu yiyecekleri yerler. Gençler yine yaylalarda hayvanların hastalıklarını bahane ederek Yumurta, şeker gibi yiyecek ve ihtiyaç maddelerini toplayarak kendi aralarında eğlenerek yerler. Kültür değerlerimizi her yerde görüp yaşayabiliriz. Örneğin: kara lastık (cizlavit) giyip dolaşmak, çayırlarda dolaşip islanmak, hartoma ile şurungalıs olmak, avlanmak, erik, armut, üzüm ve karaymiş çalmak, arabaların arkasına takılıp yaylaya gitmek, ot yüklü kamyonun üstüne çıkıp yayladan köye gelmek, kuru çelilerle tarlada langa yakmak, çayır biçmek, kerenti dövmek, ormanda odun yapmak, çihavelle yaprak toplayıp gofin ile taşimak, çayırlarda ve tarlalarda yabanı hayvanları korkutmak için fovorikter yapmak, findık toplamak, ceviz sillemek ve toplamak, fasulya türşüsü ve salot turşusu yapmak, şakalaşmak, arkadaşlara cıddı olarak oyun oynamak, tavuk çalmak, koyun çalmak, inekleri saklamak, lazut çalmak, misir çalmak, kilim çalmak, parasına oyun oynamak, tebenek oynamak, çeliga oynamak, top oynamak, haykırmak, kemençe çalmak, kaval çalmak, yaylalarda teyip ve radyo ile dolaşmak gibi çoğaltabiliriz…… yukarda saydıklarımız kültürümüzün canlı birer örneklerıdır, bunlara da bu günlerde pek rastlanmıyor. Bizi biz yapan bir çok hasletlerimiz (güzelliklerimiz) bu gün yok olmuş durumdadır. Bütün güzellikleri paylaşarak bir arada yaşayarak nice HUZURLU, MUTLU VE GÜÇLU YILLARA DOĞRU……Bu güzellikleri yaşatacak siz değerli gençler, SİZLERE SAĞLIK VE ESENLIK DOLU YILLAR DILIYORUM……SAYGILARIMLA
HAZİRLAYAN: Mustafa ÖNER (radarmusti)
Teşekkürler sayın Öner.
Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır